21 Haziran 2009 Pazar

Kumdan kaleler yapmak...




Çocukluğumuzun vazgeçilmezi değil midir? Akşama doğru yavaşça çekilmeye başlayan denizin kıyıda bıraktığı nemli hatta ıslak toprağı birleştirerek yaparız kalelerimizi. Bazen ortasına bir havuz yerleştiririz. Binbr zorlukla hapsettiğimiz suyun sıcaklığındaki değişimi gözlemleriz. akşam rüzgarıyla dalgalanmaya başlayan deniz korkutmaz bizi. Sadece ufacık bir dalgayla bile yıkılacağını bilsek de kalelerimizin devam ederiz. Korkutamaz bizi ne deniz ne rüzgar. Saatlerce uğraşırız bazen, yorulur bıkacak seviyeye geliriz taki bittiği ana kadar. O an ayağa kalkıp "şaheserimiz" e bakarız çeşitli çeşitli açılardan. Yüzümüze yayılan gülümseme herşeyi alır götürür geride mutluluğubırakarak. Etrafında gezerken ayağımıza değen deniz suyunu farkettiğimizde derin bir ümitsizliğe kapılırız; ama içimizden şunlar geçer; yıkan deniz olsun başkaları değil. Evet denizin yıkmasına ses çıkaramayız ama biraz "yaramaz" çocukların kendilerince eğlenceli buldukları yıkım işine çok bozuluruz. Onun için yaparken hep tetikteyizdir. Güneş batıp da terk etmek zorunda olduğumuzda hiç ummasakta yarın geldiğimizde bu kalenin hala duruyor olmasını dileriz. Gözümüz arkada gideriz. Ertesi gün gelip de yıkılmamış bulan var mıdır bilmem ama hep umutsuzlukla sonuçlanır bu serüvan. Fakat umutsuzluğunu başka bir kale yaparak geçirebileceğin bir maceradır. Hiç bıkmadan her gün farklı bir tarz deniyerek, aklında belki bugün yaptığım yıkılmaz düşüncesiyle yapılır o kumdan kaleler. Hayatı da kum kaleler yaparak yaşamalı aslında. İlk başarısızlıkta vazgeçmemeyi öğrenerek ve her seferinde aynı hatta üstüne daha da büyük istek ekleyerek. Hergün içimizde aynı umut ve sevgiyle uyanmak dileğiyle hayata...

0 yorum:

Yorum Gönder