5 Temmuz 2009 Pazar

Başlamadan bitmek zorunda kalan bir aşk hikayesi... Kelimelerin her biri hüzün taşıyor. Bir kalbin kaldıramayacağı kadar fazla hüzün... Hep yaşansaydı, olsaydı, ne olurdu sanki diye kafa kurcalayan sorularla boğuşturuyor insanı. Kaybetme korkusu en büyük sorun. kaybetmemek için insanın kendine koyduğu engeller ve bu engeller sonucunda kazanıp kaybettiklerinin kıyası... Yaptığın her hareketi kırk kere düşünmenin yorgunluğu sonucu doğallığını kaybedeb davranışlar ve arkasından duyulan pişmanlıklar. Hep keşke yapmasaydım, söylemeseydim diye başını taştan taşa vurmalar. Görsen bir türlü, görmesen bir türlü...
Uzaklaşınca herşey çok daha farklı oluyor. Aklından hiç çıkmayan o kısacık anılar bir film şeridi gibi geçiyor gözlerinin önünden. Yaşadığın her anın saniyelerini kazıyorsun kafana. Duyduğun özlem kalbini acıtsa da anıların mutluluğu yüreğini ısıtıyor. Yetmiyor elbet, aklında kalmış bir görüntü ve ağzından dökülen kelimeler. Yetmiyor ama uzaklaşınca anlıyorsun sevgini; sevilmediğini de farkediyorsun, en acısı da bu. "Sevilememek". Çok ağır bir kelime bu. Bir insanın hayatında isteyeceği en son şey olsa gerek. Farkediyorsun farketmesine de anlıyorsun da ne yapsan nafile. Ne kadar beklesen, umut etsen de boş anlıyorsun. Acıların çoğalıyor gibi gözükse de kendini kandırmayı bıraktığından kalbinde yaşadığın sevginin mutluluğu ağır basıyor artık. üzülmüyorsun, aksine yaşadığın anların kıymetini anlıyorsun. Aslında kimseyi kaybetmediğini ve kaybetmeyeceğini...
Yeni bir başlangıç oluyor bu sana. Aslında herşeyin aynı olduğu ama aynı zamanda farklı. Kendini değiştirmeden duygularını değiştirmeden yeni bir sen oluyorsun. Olgunlaşmak diyorlar buna galiba. Evet olgunlaşıyorsun, herşeyi olduğu gibi kabul edip kendinden de vazgeçmiyorsun. Asla bırakmıyorsun kalbindekileri. Duygularından vazgeçmiş bir insan kendinden vazgeçmiştir. Bu da ruhunu satmışlardan ayırmaz insanı. Dimdik ayakta durmayı öğreniyoruz. eski benliğinle yeni bir sen doğuruyoruz; mutluluk dolu.


0 yorum:

Yorum Gönder