28 Mayıs 2012 Pazartesi

"Mezun" olmak

Bundan bir kaç yıl önce olsaydı "mezun" kelimesi bana gerçekten bir padişah kadar şaşalı bir makam olarak gelirdi. Bize uzak olan, ulaşılabilirliği imkansız olan her şey gibi. Şimdi düşünüyorum da aynı yıllarda "aşk" deseler aynı düşünceler içerisinde olurdum ve aynı sebeplerden. Ama şimdi bana gerçekten bu lakabı, makamı takmak istediklerinde öyle hissedemiyorum. Başlarken bitirmek o kadar heyecan verici geliyor ki, bir an önce kurtulmak istiyor insan ama işte sona geldiğimizde çok daha başka duygular içerisinde oluyoruz. Aslında yarışmalara alışık biri için böyle konuşmak çok tezat bir durum gibi görünür, sonuçta damalı bayrağı gördüğümüzde vücudumuzdaki tüm kaslar isyan ede ede bitmesini istiyor oluyor yarışın. Ama yarışın sonunda kazanan olsak da, boynumuzdaki madalyayı etrafımızdaki en değer verdiklerimizle paylaşmanın heyecanını yaşıyor olsak da tekrar o piste dönmek isteriz. Başlangıçlar her zaman ödül hayalidir. Daha start verilmeden boynundaki madalyayı ya da elindeki kupayı düşlersin ama sonra gaza bastığında o düşünceler yavaş yavaş bulanıklaşmaya başlar. Hafızasını kaybetmiş insanlar gibi en başta parça parça gelir aklına o düşünceler ama sonra başka anılar yerini doldurur. Önündeki ve arkandaki rakiplerin de olsa yaptıkları tüm manevraları, yol çizgilerini yazıyorsun aklının bir kenarına. Tabii seni izleyen dostların tezahüratları, destekleyici sözleri ve sadece orada bulunmaları bile aklında, kalbinde yeni yeni silinme anılar oluşturur. Son tura girdiğinde yorgunluğun verdiği sabırsızlık ve insan doğasındaki kazanma egosuyla gözün hep bitiş çizgisinde olur. Damalı bayrağı gördüğün an o kadar çok şeyi bir arada yaşarsın ki... Önce içindeki adrenalinin ve heyecanın patlaması olarak hoplar, zıplar adeta çılgınlar gibi eğlenirsin. Boynuna takılan madalya ya da eline tutuşturulan kupa çok büyük bir hazdır ama sonra, tüm o kutlamalar bittikten sonra gözlerin tekrar o piste kayar. Küçük bir çocuk gibi hiç ayrılmak istemezsin, kalbine bir burukluk gelir. Bazen yarış sırasında yaşadığın olumsuzlukları aklına getirerek bitmesine sevindiğini düşünmeye çalışırsın, kendini kandırırsın ama bu senaryo bir çocuğa çikolata yerine pekmez vermekten çok daha çabuk kaybolur. Her hatırladığın olumsuzluk, rakibinin seni geçmesi ya da yol çizgini kaçırarak hata yapman, zaman kaybetmen sana unutamayacağın geri dönüşlerdir. O kadar unutulmazlardır ki ne zaman aynı hatayı yapacak olsan o anları hatırlarsın. Bilinenin aksine bir yarışı bitirmek mutluluktan çok özlem uyandırır. Sanki bir daha oralarda yarışamayacakmışsın hissini uyandırır ki bu üstesinden en zor gelinenidir; her şey de olduğu gibi...
İşte şimdilerde mezun olmanın bana hissettirdikleri bunlar. Bazen yılların yorgunluğuyla "sonunda bitti" desem de kalbimde şimdiye kadarki en büyük burukluklarımdan birini yaşıyorum...

 

0 yorum:

Yorum Gönder