15 Ekim 2013 Salı

Ekim sonlanırken

Deniz üzerindeki her bir dalgaya vuran gün ışığının eşsiz aydınlığının vermiş olduğu huzur ile yine merhaba sana hayat Antalya sahilinden. Uzaktan ufacık görünen tepiceklerin kıyıda bıraktığı bembeyaz köpüklerle dinlenmeye devam. Sadece Dalgaların sesi var, burada martılar bile sessiz...

Ferrokimi

16 Ağustos 2013 Cuma

Akıp gidiyor hayat

Hayat akıp gidiyor ama bazen ben hiç gidemiyormuşum gibi geliyor. Öyle anlar oluyor ki kendimi geçmişte yaşayan bir hatıra gibi hissediyorum. Bir de hayallerde... Öyle güzel hayaller geliyor ki gözlerimin önüne. Böyle mutluluktan ölüyorum sanıyorum. O kadar hasret kalmışım ki sevilmeye hep bir sürpriz bekleyişi içerisindeyim. Kalbimin en derinlerindeki o çocuk uyanıyor arada sırada. Tabii bir de hasret kalmış ergen genç kız var. Ve hala ulaşamayınca isteklerine o hayaller dünyası karanlık bir perdeyle kapanıyor sessizce. Öyle hasret kalmış ki kalp kendi çarpıntısına eş bir çarpıntı bulmaya. Çarptıkça karşısında daha çok çarpan bir kalp olmasını hasretle bekliyor. Tek başına fırlayacakmışçasına çarpmaktan o kadar yorulmuş ki... Ama olmuyor işte, çıkmıyor. Hayat oyunlarını oynamaya devam ediyor. Sen izlemekten ve elin mahkum rolünü oynamaktan başka bir şey yapamıyorsun. Yalnızlık yaşlandırıyor, yaşlanmak yoruyor insanı. Yoruldukça da göz yaşları akıyor, akıyor...

Ferrokimi

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Bir denizci misali

Bazen bitti diyorsun. Bitti artık geri gelmez, ama sonra bir kelime bir cümle alıp götürüyor seni uzaklara, başladığın yere, kalbinin en hareketli yerine. Sonra yine bırakıyorsun kendini olmadığına inanarak ama aynı döngü tekrar başlıyor. Bir gülüşe feda ediyorsun kendini bazen sadece bir kelimeye. Hayat akıp gidiyor böyle, hafta geçiyor, ay hatta aylar geçiyor ama sende hiç bir şey geçmiyor... Sonra bir gece bir rüya görüyorsun. Öyle bir rüyaki tüm hayallerin içinde gerçek olmuş, o gülücük hep yanında kalbin kıpır kıpır ve uyanıyorsun. Ama uyanıyor musun hakikaten? O rüyada yaşıyorsun işte, ruhun oraya takılıyor dönmüyor dünyaya. Kalbinde hayallerinin gerçekliği ile yaşamaya devam ediyorsun, bir denizci misali teknede salınıp gidiyorsun uçsuz bucaksız denize...

Ferrokimi

31 Mayıs 2013 Cuma

Geçip gitti işte... Bir anda kayboluverdi arkasında bir çift yaşla dolu göz bırakarak geçti gitti. Belki bir daha hiç gelmez, belki bir daha hiç duyamam sesini, o güzel gülüşünü bir daha göremem belki. Geldi ve mutlulukla dolu anıları da beraberine alarak gitti ve bana sadece arkasından el sallamak kaldı.

Hoşçakal....

10 Mayıs 2013 Cuma

Hayat her zaman sürprizlerle dolu değildir. Eğer şans size gülerse bir sürpriz çıkabilir karşınıza. Sizi hiç ummadığınız kadar mutlu eden bir sürpriz.. Bir anda hayatınızda buluverirsiniz. Bazen bütün hayallerinizden vazgeçtiğiniz bir anda çıkıverir karşınıza, hiçbir beklentinizin kalmadığı anda mutlu bir gülümseme olarak şekil bulur karşınızda. Mutsuzluklarınıza mutlu bir ışıltı getirir hayatınızı aydınlatır ışıldayan gözleri. Mutluluğun sesi kulaklarınızın pasını silerken kendinizi hep aptal bir gülümseme ile mutlu melodiler mırıldanıyor bulursunuz...

2 Mayıs 2013 Perşembe

Bir sabah

Bir sabah gözlerini yeni güne açtığında dudaklarında gülümse kalmışsa mutlusun demektir. Ne kadar zorlu olsa da hayat yastığa başını koyduğunda seni mutlulukla bekleyen rüyaların, hayallerin var demektir. Hayatın zorlu koşullarına bir anlık mutluluklarla dayana biliyorsun demektir. Hayat geçmişinden çekilmiş sana yeni dünyanın kapılarını aralamış demektir ki sen de bir ışıkla o kapıyı sonuna kadar açmışsın demektir. Gönlündeki kelebekler yanaklarındaki kızarıklıklara ve sesli kalp çarpıntılarına dönüşürken nefes alış verişin ve her gözünü kapatışın o olmuş demektir. Hayat sana da gülüyor demektir yavaştan...


23 Şubat 2013 Cumartesi

Masal gibi

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde diye başladı benim masalımda. Bu kadar yıl sonra hala masallarla yaşıyor olmak bir yana dursun hayatımı masalmış gibi görmem bir yana. İnsan ilk aşkını hep küçükken dinlediği masallarda arar. Hep o güzel prensesi kurtaran yakışıklı prensler karşısına çıkacakmış gibi yaşar hayatını. Nitekim ilk kalp çarpıntısında gözleri kör olmuşçasına bulduğunu sanır. Sadece kalbinin sesini dinler. Bazıları şanslıdır o ilk çarpıntıda bir de gözlerini açarlar ve gerçekten de bulurlar karşılarında hayallerinin erkeğini. Bazıları o kadar şanslı olmaz. Kalbinin sesini dinlemeye bir de gözlerini açmayı eklediğinde hayal kırıklığı yaşar, anlar ki yanlış yoldadır. Doğru adam değildir karşısındaki ama kalp çarpıtısının yaşattıklarıyla kopmak çok zor olur, sevgisine karşılık bulamamış olsa bile... Yine de zaman herşeyi iyileştirir, hiç kapanmayacak yaraları kapatır, unutulmayacakları unutturur, en önemlisi görülmemiş olanları gösterir. Kalp esaretten kurtulduğunu hisseder, bir daha sevemeyeceğini düşündüğü anları siler atar hiç yaşanmamışçasına. Sonra bir gün bir an küt diye atıverir. O kadar alışmıştır ki normal yaşamaya, eskidekileri o kadar çabuk unutmuştur ki anlam veremez önce. Sonra bir an tekrar daha belirgin bir küt hisseder. Ardından o ana kadar hiç yaşamamışçasına atmaya başlar kalp. Dur durak bilmeden delicesine. Ve bu sefer gözler de açılır aniden. Masallardan fırlamışçasına beyaz atlı bir prens gördüğünü sanırsın. O an için, bir anlığına eski anılar, yaşanmışlıklar gelir gözlerinin önüne ama bir göz kırpışla kaybolur gider. Her şey hiç yaşanmamışçasına başlar kalp kırıklıkları ve hüzün olmadan.

19 Ocak 2013 Cumartesi

...

Uzak bir diyarda dağların ardında, şelaleler özgürce akarken, kuşlar güneş ışınlarında bir görünüp kaybolurken, bir yağmur tanesi düştü gökyüzünden yemyeşil topraklara. Düştüğü yerde bir fidan boy gösterdi. Yavaş yavaş uzadı rengarenk bir gonca verdi ucundan. Hafif bir rüzgar esmeye başladı. Her rüzgar dokunuşuyla bir yaprağı açıldı çiçeğin. 7 renk tamamlandı gün ışığının en parlak anında. Parlaklığın arasından bir ses yükselmeye başladı. Işık azaldıkça çiçeğin tam ortasında belirdi. Kız bir bebek gülüyordu gözlerine vuran rengarenk ışıklara. Kahkahasıyla toplanmaya başladı başına ne varsa. Bir yanda tavşanlar, sincaplar hatta aslanlar, diğer yandan gökyüzünde kırlangıçlar, alçak uçan serçeler hatta kartallar. Hepsi bir kahkahaya gelmişlerdi. Hayat dolu kahkahaya; hayata gelmişlerdi. Rüzgarlar taşıdı kahkahayı dağların arasından. Kuşlar taklit etti sesini, ırmaklar aktı denizlere bu sesle. Denizler okyanuslara, dağlar ovalara ve yakın şehre düştü ses, yakın bir eve. Yatağında mutsuz yatmakta olan bir kızın kulaklarına önce fısıldadı. Umutsuzluğundan uyandı önce. Kuşlar seslendirdi, şaşkınlık hissetti. Sonra tekrar rüzgarla esti kulaklarına, dudaklarında gülümseme belirdi. Yıllardır yapmayı unuttuğu bir şeyi yaptı o da güldü. Uzak diyarlardan bir kahkaha yeniden uyandırdı yakın diyarda bir odada umutsuz birini. "Merhaba" dedi, "Merhaba sana hayat."