19 Ocak 2013 Cumartesi

...

Uzak bir diyarda dağların ardında, şelaleler özgürce akarken, kuşlar güneş ışınlarında bir görünüp kaybolurken, bir yağmur tanesi düştü gökyüzünden yemyeşil topraklara. Düştüğü yerde bir fidan boy gösterdi. Yavaş yavaş uzadı rengarenk bir gonca verdi ucundan. Hafif bir rüzgar esmeye başladı. Her rüzgar dokunuşuyla bir yaprağı açıldı çiçeğin. 7 renk tamamlandı gün ışığının en parlak anında. Parlaklığın arasından bir ses yükselmeye başladı. Işık azaldıkça çiçeğin tam ortasında belirdi. Kız bir bebek gülüyordu gözlerine vuran rengarenk ışıklara. Kahkahasıyla toplanmaya başladı başına ne varsa. Bir yanda tavşanlar, sincaplar hatta aslanlar, diğer yandan gökyüzünde kırlangıçlar, alçak uçan serçeler hatta kartallar. Hepsi bir kahkahaya gelmişlerdi. Hayat dolu kahkahaya; hayata gelmişlerdi. Rüzgarlar taşıdı kahkahayı dağların arasından. Kuşlar taklit etti sesini, ırmaklar aktı denizlere bu sesle. Denizler okyanuslara, dağlar ovalara ve yakın şehre düştü ses, yakın bir eve. Yatağında mutsuz yatmakta olan bir kızın kulaklarına önce fısıldadı. Umutsuzluğundan uyandı önce. Kuşlar seslendirdi, şaşkınlık hissetti. Sonra tekrar rüzgarla esti kulaklarına, dudaklarında gülümseme belirdi. Yıllardır yapmayı unuttuğu bir şeyi yaptı o da güldü. Uzak diyarlardan bir kahkaha yeniden uyandırdı yakın diyarda bir odada umutsuz birini. "Merhaba" dedi, "Merhaba sana hayat."