16 Ağustos 2013 Cuma

Akıp gidiyor hayat

Hayat akıp gidiyor ama bazen ben hiç gidemiyormuşum gibi geliyor. Öyle anlar oluyor ki kendimi geçmişte yaşayan bir hatıra gibi hissediyorum. Bir de hayallerde... Öyle güzel hayaller geliyor ki gözlerimin önüne. Böyle mutluluktan ölüyorum sanıyorum. O kadar hasret kalmışım ki sevilmeye hep bir sürpriz bekleyişi içerisindeyim. Kalbimin en derinlerindeki o çocuk uyanıyor arada sırada. Tabii bir de hasret kalmış ergen genç kız var. Ve hala ulaşamayınca isteklerine o hayaller dünyası karanlık bir perdeyle kapanıyor sessizce. Öyle hasret kalmış ki kalp kendi çarpıntısına eş bir çarpıntı bulmaya. Çarptıkça karşısında daha çok çarpan bir kalp olmasını hasretle bekliyor. Tek başına fırlayacakmışçasına çarpmaktan o kadar yorulmuş ki... Ama olmuyor işte, çıkmıyor. Hayat oyunlarını oynamaya devam ediyor. Sen izlemekten ve elin mahkum rolünü oynamaktan başka bir şey yapamıyorsun. Yalnızlık yaşlandırıyor, yaşlanmak yoruyor insanı. Yoruldukça da göz yaşları akıyor, akıyor...

Ferrokimi

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Bir denizci misali

Bazen bitti diyorsun. Bitti artık geri gelmez, ama sonra bir kelime bir cümle alıp götürüyor seni uzaklara, başladığın yere, kalbinin en hareketli yerine. Sonra yine bırakıyorsun kendini olmadığına inanarak ama aynı döngü tekrar başlıyor. Bir gülüşe feda ediyorsun kendini bazen sadece bir kelimeye. Hayat akıp gidiyor böyle, hafta geçiyor, ay hatta aylar geçiyor ama sende hiç bir şey geçmiyor... Sonra bir gece bir rüya görüyorsun. Öyle bir rüyaki tüm hayallerin içinde gerçek olmuş, o gülücük hep yanında kalbin kıpır kıpır ve uyanıyorsun. Ama uyanıyor musun hakikaten? O rüyada yaşıyorsun işte, ruhun oraya takılıyor dönmüyor dünyaya. Kalbinde hayallerinin gerçekliği ile yaşamaya devam ediyorsun, bir denizci misali teknede salınıp gidiyorsun uçsuz bucaksız denize...

Ferrokimi